| |
| |
En
Çok Satan Kitaplar |
|
Liste
D&R sayfasından alınmıştır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
‘Aşk.’dedim,
‘Bencillik.’dedi. Anlamaz gözlerle baktım
yüzüne. ‘Öyle bakma.’dedi. ‘Söylesene, tarif
etsene bana aşkı. Becerebilecek misin? Öyle,
içimde kuşların uçması falan deme sakın.’
Sustum. ‘Söylesene, aşık olunca neler oluyor
sana? Senin de içinden geçenler başkalarından
farklı mı? Sabah onun hayaliyle kalkıyorsun.
Kahvaltını onunla yapıyorsun. Bütün gün
onunlasın; hep onunla. İçinden saatlerce
konuşuyor, sohbet ediyorsun. Gece yine onun
hayaliyle uyuyorsun. Kafanda öyle biri
yaratıyorsun ki kendine, o kişiye hayran olmamak
mümkün bile olmuyor. Aslında karşındaki kişinin,
hayalindeki kişiden çok farklı olabileceğini
biliyorsun. Oysa bunu düşünmek bile
istemiyorsun. Hoşuna gidiyor çünkü. Hayalindeki
kişinin sana huzur vermesini engellemek
istemiyorsun. ‘Seviyorum ona, aşığım sadece beni
düşünsün. Başka insanları görmesin bile, sadece
beni beğensin. Hasta olduğumda üzülsün. Beni
sevsin, sadece beni. Ta ki ben ondan bıkana
kadar.’demiyor musun sen de? Söyle bakalım,
sence de aşk, dünyanın en büyük bencilliği değil
mi?
Öyle
mi? ‘Aşk’ denilen o acayip duygunun bencillik
olabileceğini düşünmüş müydünüz hiç? Siz de ‘ o
insan’ı düşünürken sadece kendi mutluluğunu
düşünenlerden misiniz? Ya da sizinle
birlikteyken hissedeceği mutluluğu? Ama
başkasıyla değil. Kesinlikle değil. Bu kişinin
bir arkadaşı hatta en yakın erkek arkadaşı ya da
kuzeni bile olması önemli değil. Hatta başka bir
kadın olması-arkadaşı bile olsa- kesinlikle
mümkün değil. Annesi, anneannesi de olamaz. O,
en mutlu sizin yanınızda olmalıdır çünkü siz ona
aşıksınızdır.(ya da seviyorsunuzdur,
sevgilisinizdir, eşsinizdir.) Karşınızdakinin bu
hakkını, tüm bu sıfatlarınızdan sadece bir
tanesiyle bile satın almışsınızdır. En azından
bu hakkı kendinizde görürsünüz. Neden akşam
yemeğini en yakın arkadaşıyla yesin? Neden
saatlerini bilgisayar başında geçirsin? Neden o
kıza en yakın arkadaşım deyip duruyor? En yakın
arkadaşı olamayacak kadar da güzel üstelik.
Neden annesini görmek istedi şimdi? Bu maçı
seyretmesi şart mıydı? Odasında kendi başına
kitap okumak istiyormuş! Ne saçma…

Öyle ya, aslında hep bizimle olmalı o kişi.
Bizim istediğimiz tüm zamanlarda. Ta ki canımız
kendi başımıza bir şeyler yapmak isteyinceye
kadar…
İlişkileri düşündüğümde, bu garip çelişki hep
gelir aklıma. Seviyorsak gerçekten, değer
veriyorsak bir kimseye, esas olan o kişinin
nasıl ve ne şekilde mutlu olacağı değil midir?
Oysa beceremeyiz bu şekilde düşünmeyi bir türlü.
İnsanızdır çünkü. Bize göre normal olan budur.
Kendimizi düşünmek. Kendimiz bile fark etmeden.
Bir anne, içinde bencillik olmayan tek sevginin,
annenin çocuğuna duyduğu sevgi olduğunu
söylemişti bir kez. ‘Bak, çocuğun anneye
demiyorum.’demişti ardından. ‘Çünkü onun içinde
bile farkında olmasak bile bencillik vardır.’
Karşılık
beklemenin isminin bencillik olup olmadığından
emin değilim. Oysa o anneye yine de hak
veriyorum. Annenin çocuğuna duyduğu bağlılık,
tamı tamına aşktır aslında ve o aşkın içinde
bencilliğin -ya da karşılık beklemenin- zerresi
bile yoktur.
İkili ilişkiler içinse, aynı şeyi söylemek
mümkün değildir çoğu zaman. Belki mümkün
olsaydı, tüm ilişkilerimizde –evlilik,
arkadaşlık, sevgili olma vs- daha mutlu
olabilirdik. Yaptığımız güzel davranışları
fedakarlık olarak görmesek ve aynısını
karşımızdaki kişilerden beklemesek, onun bizden
ayrı bir kişi olduğunun bilincine varıp,
sevdiği, beğendiği şeylerin olabileceğini ve
aslında ayrı hayatlar yaşadığımızı fakat bu ayrı
hayatları ortak noktalarda birleştirdiğimizi
aklımıza getirsek sizce de daha mutlu olmaz
mıydık?
Şu,
başkalarının hayatlarına karışma işini hak
olarak görmesek kendimizde mesela.(Öyle giyinme,
böyle yapma, şunu içme, bununla konuşma) Sizce
de aslında daha huzurlu olmaz mıyız? Bencillik
edip kendi huzurumuzu düşünürken, karşımızdakine
gösterdiğimiz saygıyla aslında onu da huzurlu
kılmaz mıyız?
Çıkarsak artık şu yanları kapalı gözlüklerimizi
ve bir silkinsek. Yine önce kendimizi düşünsek
ve kendi isteklerimizi. Sonra karşımızdakinin de
tıpkı bizler gibi istekleri olabileceğini. Aynı
hayatı, aynı şekilde yaşamanın imkansız olduğunu
anlasak ve ayrı hayatları aynı çatıda
birleştirmeyi başarabilsek, sizce o zaman aşkın
adı yine de bencillik olur mu?
İrem Aksoy Çetin |
|
|
|