ESKİDEN
Bütün
eşyaları kırıp döküyordu. Yıllardır tek istediği
buydu. Hep oturduğu yerden hayalini kurardı. Her
zaman önce televizyonu gözüne kestirirdi. Ama bu
kez, yani ilk eyleme geçtiğinde büfenin önünde
duruyordu ve elinin tersiyle ne var ne yok
hepsini yere fırlatıyordu. Yetmedi, düşenleri
yerden alarak fırlatıp attı duvarlara. Yüzüne
sıçrayan cam parçacıkları onu daha çok
öfkelendirdi. Dayanamadı, içeri gidip alet
çantasını aldı. Koridordan geçerken duvardaki
çerçeveleri de silip süpürüyordu. Birlikte
asmışlardı bütün resimleri. Bir de o seçmişti.
Onun seçimine öncelik tanımıştı. Bunu
hatırlayınca iyice deliye döndü. Kimse onu
durduramazdı artık. Alet çantası her zamanki
gibi bir sürü gereksiz aletle doluydu. Ona,
duvarları bile parçalayacak bir şeyler lâzımdı.
Salona geldiğinde tüm alet edevat elindeydi.
Çocuğun oyuncak makasını bulabilmişti perdeleri
ve koltuk döşemelerini kesebilmek için. Üstelik
perdeleri de yeni yaptırmıştı daha. Geceleri
kapayıp gündüzleri açamadan o çok sevdiği pullu
perdelerini. “Perdenin boyu ne kadar uzun olmuş.
Biraz daha kısa yaptırsaydın ya.” Tamam şimdi
istediğin kısalıkta olacak, hatta kısacık
olacak. Mastürbasyon yaparken herkes seni
seyredecek. Ne olacak şimdi? Önce seks aletini
parçalamalıyım dedi ve minton marka vcdyi
parçalamaya başladı. Müzik dolabının içinden,
kocasının ona tercih ettiği porno cdleri tek tek
kırıp attı. Parmaklarından süzülen kan
gözyaşlarıyla birleşip yerlere aktı. Aldırmadı
bile. Evet kocası onu bu filmlerdeki kadınlarla
aldatıyordu. Adam manyak, karısını sanal ortamda
mastürbasyon yaparak aldatıyordu. Başka
kadınlara da gidiyor muydu acaba? Evet neden
olmasın? Öf bunu geç. Zaten daha önce de
düşünmüştü bunları. Halbuki onun tek tahrik
olduğu erkekti. Yıllarca tek etkilendiği adam.
Üç yıllık evlilik fos çıkmıştı. Bile bile
lâdesti onunki. Ama bu kadarını hiç tahmin
etmiyordu. Çocuğu bile sırf onun için yapmıştı.
Ona aşık olduğu için. Aslında en büyük sır:
onunla biraz daha fazla yatmak içindi. En
başında nasıl da anlayamamıştı. Ah keşke herkes
önünü görebilse. Birileri çıkıp da neden bu yol
iyi devam et ya da kızım seninki yol değil
arkana bakmadan kaç demiyordu. Hep bildiğini
yaptı. Hep. Kendim ettim kendim buldum diyor
şimdi. Kocası da son pişmanlık neye yarar
diyordu. Şeytandı bu adam. Kesinlikle bir
şeytan. Adama pabucunu ters giydiren. Kız
arkadaşıyla modada oturup ona mesaj çekerlerdi,
merakla beklerlerdi bir de geri dönecek mi diye.
“Papucum sıkıyor” diye yazarlardı. Adamdan cevap
yok. Canı çekerse onu “gel” diye yazardı.
Bizimki hemen giderdi tabii. Bazen geceyi
birlikte içerek ve sızarak geçirirlerdi. Bazen
de daha ilk gittiği dakikalarda adam kadına ters
davranırdı, kadın geldiği gibi gerisin geri
dönerdi. Bazen dönüş parası olmazdı sabahın
beşinde. Arkadaşını uyandırıp para isterdi. İçim
yanıyor diyor. Kadın bitti. Kadın perişan. Otur
dinle bakalım şimdi Sezen Aksu şarkılarını salya
sümük. Birlikte yaşamaya başladıklarında ne
mutluydu. Öyle sanıyordu. Ne aptalmış. Her gece
içerlerdi. İki üç saatlik uykuyla işe giderdi.
15 saatten önce uyanamayan kadın. Adam o zaman
da kadınla yatmazdı ki. Kadın ondan önce
sızardı. Her sabah kalktığında vcdinin
kumandasını görürdü sehpanın üzerinde, rakı
bardaklarının ortasında.
Bir
de ona üzülürdü. “Ah yazık, sıkılmış film
izlemiş” derdi. Nereden bilsin ki. Adam kadını
içirerek sızmasını sağladıktan sonra, oturup
porno filmlerini izlesin. Bir de “Hayatımı
düzene sokmak istiyorum. Bunu da seninle yapmak
istiyorum” demişti kadına. Düzen buydu demek.
Düzensiz seks. Onunla zaten sadece cinsel
ilişkide bulunuyordu. Kadın yapılan işin
niteliğinden geçmiş, niceliğiyle ilgileniyordu.
Henüz cinsel ilişkileriyle ilgili yorum yapacak
kıvama gelmemişlerdi. Kadın daha bir şey
anlamadan aradan en azından on koca günün
geçmesi gerekiyordu. Çünkü adam ancak on günde
bir (bu iyi ihtimal tabii, daha uzun süreler de
oluyordu) karısı olduğunu hatırlayabiliyordu.
Bunu da hep kadın ona hatırlatıyordu. Adama
ilişmesen umuru değil. Hatta kadına cinselliği
çağrıştıracak ne varsa bertaraf ediyordu sanki.
Kadının hep ağlama krizleri ya da evden
gideceğim tehditleri sonrasında sevimsiz bir
şekilde ilişkiye giriyorlardı. Kadın buna da
dayanamıyordu. Bu adam hiç mi özlememiş beni
diye geçiriyordu içinden. Sanki en son dün gece
sevişmişlerdi ve adam kadını her gün ilişkide
bulunmanın verdiği tekdüzelikle seviyordu
yatakta. “Sana alışamadım” diyordu kadın. Adam
kadının onun bedenini tanımasına ve keşfetmesine
izin vermiyordu ki. Oysa bunu herkesle
yapabilirdi. Neden oydu? Belki de yıllarca evin
serseri çocuğu kendini aklamak istiyordu
bizimkiyle. Zaten annesi de üç ay yoğun bakımda
kalıp ölümden dönmüştü. Annesine bir de torun
hediye etmişti. Kayınvalide doğum ziyaretine
geldiğinde gözü yaşlı, gelinine teşekkür
ediyordu, “Oğlumu baba yaptığın için teşekkür
ederim.” Peki bu zavallı gelinin parçalanmış
hayatını kim onaracaktı? Kimse...
Ortalık cam kırıklarıyla dolmaya başlamıştı.
Büfenin içindekileri büyük bir zevkle atıyor,
masayı ve sandalyeleri de parçalıyordu, vahşi
bir hayvan gibi. Gözünden yaş gelmiyordu artık.
Üzerindeki geceliği de yırtıyordu. Ona seksi
görünmek için almıştı. Bir kere bile işe
yaramamıştı. Adam incecik geceliklerle görünce
daha da uzaklaşıyordu ondan. Sebebini hiçbir
zaman öğrenemedi... Bir arkadaşı da bizimkine,
kendi kocasının karşısına jartiyerle çıktığında
adamın ona kahkahalarla güldüğünü anlatmıştı.
Kaderleri ne çok benziyordu birbirlerine.
Nereden bilecekti bir gün kendisinin de
karşısına böyle bir psikopat çıkacağını. Oysa
sokakta neredeyse çırılçıplak gezen kadınlara
nasıl da ağızlarının suyu aka aka bakıyorlardı.
Kadın saatlerce ne kadar çok acı
çektiğinden bahsederdi, adamın tüm
dinlediklerine karşılık söylediği, “Ne dedin?
Hiçbir şey anlamadım” olurdu. Kadının söylediği
her sözcük birer taş parçası olup kendi yüzüne
çarpardı. Bazen de konuşmanın ortasında adam
çoktan sızmış olurdu. Kadın karşısında bir bebek
gibi uyumuş koca gövdeli adamı görünce kendisi
gibi acı çektiğini düşünür, bir de saçlarını
şefkatle okşardı.
Aslında bir gün mutlu olacağını sanıyordu.
Onunla kimsenin akıl sır erdiremeyeceği ateşli
geceler geçireceğini hayal ediyordu. Hiç
bitmeyecek sandığı mutluluk onun için hep
ertelenmiş bir randevu gibiydi. Bu randevuda
sıra ona hiç gelmeyecekti aslında... Geçmişi
hatırladı. Oysa onunla birlikte olmak isteyen o
kadar çok erkek vardı ki. Şimdi onları mumla
arıyorum diyor. Hele bir tanesi, “Sana sarılmaya
korkuyorum, incineceksin diye ödüm patlıyor”
diyordu. Bir hafta yatmasalar o eski sevgili ne
çok özlediğini söylerdi kadına. Onunla
geçiremediği her geceye bir mektup yazardı
içinde aşk kokuları olan. Sabahı zor ederlerdi
birbirlerini görmek için. Ne çok sevmişlerdi
birbirlerini, ta ki, bu şeytan tüylü adam
karşılarına çıkana kadar. Tamam bizim kadın da
bu şeytan tüylü adama aşık olmuştu ama...
Aslında adamınki de bir tür aşktı, hiç tarifi
olmayan. Başka türlü seviyordu kadını. Belki
annesi gibi. Belki uzaktaki bir sevgili gibi.
“Senin yanında huzur duyuyorum” diyordu. Kadın
da adamın aksine bu bedenin yanında iyice
huzursuzlanıyordu. Onu görünce bütün organları
kış uykusundan uyanıyordu. Kendimi erkek gibi
hissediyorum onun yanında diyordu. Görür görmez
yatağa girmek, yani becermek istiyorum onu
diyordu. Evet tam tarif buydu: Becermek...
Sibel
Ateş |