BÜYÜK
ORTADOĞU PROJESİ NEDİR?
2004 yılında yayınlanan aşağıdaki yazıyı
okuyarak gözlemlerinizle daha da netleşecek olan
BOP’ ini anlayabileceksiniz..BOP nedir?,
dayandırılan somut veriler nelerdir?, BOP’ taki
asıl amaç nedir?, BOP’ ta Türkiye’ nin önemi
nedir? Sorularına cevap bulabileceksiniz.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Işık Kansu :
Ortadaki Büyük Oyun:
BOP
Cumhuriyet / 22-25 Haziran 2004
-----------------------------------------------------------------
1
Dünya
petrol rezervinin yüzde 64'üne sahip Ortadoğu,
ABD ve Batı için stratejik bir öneme
sahip
ABD'nin
''Büyük Ortadoğu Projesi'' (BOP) adı
altında ortaya attığı, daha sonra çerçevesini
genişleterek ''Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika
Ülkeleri Projesi'' , küreselleşme sürecinde
bir yeni imparatorluk tasarımı mıdır? Tasarımın
içinde barındırdığı ''insan hakları,
özgürleşme, demokratikleşme'' gibi hedefler,
bölge halklarının çıkarları ile ne denli
uyuşuyor? Petrol, doğalgaz ve kuşkusuz su, BOP
tasarımcılarının ana odak noktası mı?
BOP,
başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerin ve
çokuluslu şirketlerin ekonomik sınırları,
sıkıntıları ve kısıtlamaları aşmak için
görüntüsü süslenen bir örtü mü? BOP'un Türkiye
ve yakın komşuları açısından siyasi, askeri,
stratejik ve ekonomik anlamı ne? Yazı dizimiz,
genel çerçevede bu ve buna benzer sorulara
konunun uzmanlarının katkı ve görüşleriyle yanıt
aramaya, BOP'un perde gerisini aralamaya
çalışacak.
DOÇ. DR. ÇAĞRI ERHAN:
Bush
doktrininin ilham kaynağı
Doç. Dr. Çağrı
Erhan:
ABD, büyük ekonomik ve askeri gücüne dayanarak
dünyanın herhangi bir bölgesinde istediği
dönüşümü yaptırabilir, kendine yönelik tüm
tehditleri ortadan kaldırabilir, yeni 11
Eylül'lerden korunmak için başka seçeneği de
yoktur. Esasen, yeni muhafazakâr yaklaşımın
gerçekçi olmadığı, son bir yıldır Irak'ta
görülmektedir.
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD'nin 1997'de
oluşturduğu ''Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi''
nin bir alt unsuru olarak ortaya çıkıyor.
SBF
öğretim üyelerinden Doç. Dr. Çağrı Erhan
, yeni muhafazakârların ''Amerika'nın rekabet
edilemez gücü'' öngörüsüne dayalı BOP'un
içeriğine, tarihsel ve siyasal altyapısına
ilişkin
sorularımıza, şu yanıtları verdi:
BOP NEDİR?
*
Dünyada ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde
64'ünü içeren Ortadoğu, ABD ve tüm Batı için
olağanüstü stratejik bir öneme sahiptir. Bölgede
var olan, köktendinci akımlar, terör örgütleri,
kitle imha silahları, uyuşturucu, silah ve insan
kaçakçılığı yapan örgütlü suç şebekeleri, ABD ve
Batı çıkarlarına yönelik tehditler üretmektedir.
BOP'u üretenlere göre, bu unsurların ortaya
çıkmasının ve taraftar toplamasının asıl nedeni,
bölge halklarının içinde bulundukları olumsuz
ekonomik ve sosyal koşullar ile, bölgede
varlığını sürdüren antidemokratik rejimlerdir.

Eğer, ekonomik ve sosyal koşullar düzeltilir ve
demokrasiye geçiş sağlanırsa, yönetime katılım
olanağı bulan ve refah düzeyi yükselen Ortadoğu
halkları, Batı'yı tehdit eden eylemlere destek
vermeyecekler, köktendinci akımlar zayıflayacak,
terör örgütleri çökecek ve ucuz petrolün Batı
pazarlarına istikrarlı biçimde aktarılması
güvence altına alınacaktır.
BOP'UN TARİHSEL GEÇMİŞİ NEDİR?
**ABD'de yapılan G-8 toplantısına, ''Kuzey
Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Girişimi''
adıyla sunulan BOP'a ilişkin ilk somut bilgiler,
Londra merkezli Arapça yayın yapan El Hayat
gazetesinin 13 Şubat 2004 tarihli sayısında yer
almıştır.
''Büyük Ortadoğu''
kavramının, klasik Ortadoğu'yla birlikte
bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya ve
Kafkasya ülkelerini de kapsayacak biçimde
akademik düzeyde kullanılışı, 1990'ların
ortalarına rastlamaktadır. BOP'un siyasal
düzleme taşınması çabaları ise 2000'de
başlamıştır.
Ancak, kuşkusuz, BOP konusunda en önemli
kilometre taşı, Bush döneminde ABD dış
politikasına hâkim olan yeni muhafazakârlara
karşı yeni liberal görüşü savunan Ronald
Asmus 'un Kenneth Pollack ile
birlikte kaleme aldığı ve Washington Post
gazetesinde, 22 Haziran 2003'te yayımlanan,
''The Neoliberal Take on the Middle East''
(Ortadoğu'nun Neoliberal Açıdan Ele Alınışı)
başlıklı makaledir.

Makaleye göre:
''Ortadoğu'daki tehditlerin ortadan
kaldırılabilmesi, ancak NATO'nun Soğuk Savaş
döneminde SSCB'ye karşı uyguladığı gibi uzun
soluklu ve kapsamlı bir proje ile mümkün
olabilir. Ortadoğu, yeni muhafazakârların
savunduğu gibi, güç kullanılarak dönüştürülemez,
bu dönüşüm, ancak Avrupalı müttefiklerle de
işbirliği yaparak ve ekonomik, sosyal, kültürel
ve siyasal boyutları da içeren kapsamlı bir
projeyle mümkün olabilir.''
'YENİ AMERİKAN YÜZYILI PROJESİ'
Bush
yönetimi, Asmus ve Pollack'ın yaklaşımlarını
BOP'a söylem boyutuyla eklemiş olmakla birlikte,
BOP'un geneline yine de, yeni muhafazakâr çizgi
damgasını vurmuştur. Örneğin, yeni liberallerin
projenin başarısı için ''olmazsa olmaz''
koşul olarak gördükleri ''Arap-İsrail
anlaşmazlığının kalıcı biçimde çözülmesi'' ,
yeni muhafazakâr BOP versiyonunda göz ardı
edilmektedir.
Bunun temel nedeni, 1997'de oluşturulan
''Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'' içinde
odaklanan ve Bush yönetimiyle birlikte,
ideolojik ve akademik düzeydeki etkinliklerini
karar alıcı mekanizmalara aktarmada daha rahat
hareket etme olanağı bulan yeni muhafazakâr
çevrelerin ''Amerika'nın rekabet edilemez
gücü'' nü ana çıkış noktası olarak
algılamalarıdır.
''Bush doktrini''
ne de ilham kaynağı olan bu görüşe göre ABD,
büyük ekonomik ve askeri gücüne dayanarak
dünyanın herhangi bir bölgesinde istediği
dönüşümü yaptırabilir, kendine yönelik tüm
tehditleri ortadan kaldırabilir, yeni 11
Eylül'lerden korunmak için başka seçeneği de
yoktur.
Esasen, yeni muhafazakâr yaklaşımın gerçekçi
olmadığı, son bir yıldır Irak'ta görülmektedir.
G-8'de tartışılan ve sonuç bildirgesine 12 madde
halinde yansıyan projeyi, AB ülkelerinin de
hoşuna giden yeni liberal motiflerle
renklendirilmiş, ama özü ve uygulayıcıları
itibarıyla yeni muhafazakâr bir plan olarak
değerlendirmek mümkündür.
Sonuç bildirgesinde yer alan ''projenin
bölgeye dışarıdan empoze edilmeyeceğine''
dair ifadeye rağmen, BOP'un bu haliyle
uygulanabilirliği, ancak dışarıdan müdahale ile
olacaktır ki, bu da yeni muhafazakârların
istediği bir şeydir.
BOP HANGİ ÜLKELERİ KAPSAMAKTADIR?

*
BOP'un eylem alanı olarak resmen ilan edilen net
sınırlar söz konusu değildir. Her an yeni
ülkelerin kapsam içine alınabilmesi için
''açık kapı'' bırakılmaktadır. Bununla
birlikte, özellikle ABD kaynakları 27 ülkenin
ilk planda BOP çerçevesinde değerlendirildiğini
vurgulamaktadırlar. Bu ülkeler şunlardır:
''Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap
Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin
Özerk Yönetimi, Irak, İran, İsrail, Katar,
Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır,
Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan,
Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve
Yemen.''
Genişleme halinde, bu alana Kafkasya ve Orta
Asya cumhuriyetleri ile Endonezya ve Malezya'nın
da dahil edilebileceği belirtilmektedir.
BOP HANGİ SOMUT VERİLERE DAYANDIRILMAKTADIR?
**Proje, büyük Ortadoğu alanında yer alan
halkların son derece kötü koşullarda yaşadığı ve
bu durumun mevcut sorunların ortaya çıkışındaki
en önemli etken olduğu varsayımına
dayanmaktadır.
Bu
bağlamda, 2002 tarihli BM Arap İnsani Gelişme
Raporu'nda sunulan veriler, BOP'a dayanak teşkil
etmektedir.
Buna
göre, tüm yetişkin Arapların yüzde 40'ı
okuma-yazma bilmemektedir; Arap ülkelerinin
2010'da 50 milyon, 2020'de de 100 milyon yeni
istihdam alanı yaratmaları gerekmektedir;
Ortadoğu halklarının üçte ikisinin günlük
kazancı 2 dolardan azdır; bölgede yapılan yıllık
yayın sayısı, tüm dünyada yapılanın sadece yüzde
1.1'ini oluşturmaktadır; kadınlara ayrımcılık
yapılmaktadır; demokratik kurumlar ya hiç yoktur
ya da zayıftır; bölge halklarının sadece yüzde
1.6'sının internet erişimi vardır; 22 Arap
ülkesinin toplam GSMH'si, tek başına
İspanya'nınkinden düşüktür.
CHP
GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN:
Laiklik unsuru olmazsa demokrasi de olmaz...
Onur Öymen:
Türkiye'yi bir
ılımlı İslam ülkesi haline getirip laiklik
unsurunu törpüleyelim, o haliyle teröre karşı
Batı yanlısı, Batı'nın dostu bir model
oluşturalım mantığı doğru değil.
CHP
Genel Başkan Yardımcısı, emekli Büyükelçi
Onur Öymen , BOP ile bölgeye demokrasinin
tepeden inme bir rejim gibi getirilmesinin
mümkün olmadığını ifade ederek ''Hem bölge
tamamen demokratik olsun hem de işbaşına gelecek
bütün hükümetler ABD'yi daima desteklesin. Böyle
bir şey olamaz'' dedi. Öymen, Türkiye'nin
bölgede model olursa, ancak laik, demokratik
yapısıyla olacağına da vurgu yaptı.
Öymen, BOP'un siyasal açıdan Türkiye'yi ve
çevresini ilgilendiren boyutlarına ilişkin
sorularımıza şu karşılıkları verdi:
- BOP ile bölgeye
''ılımlı
İslam'' diye nitelendirilen bir model
oturtulmaya çalışılması, yine aynı projenin bir
ilkesi olarak ileri sürülen
''demokratikleşme''
ile ne kadar
bağdaşır?
-
ABD Başkanı Bush tarafından anafikri
ortaya atıldığında gördük ki, projenin hareket
noktası terörle mücadeledir. ABD, terörle
mücadele için bölge ülkelerinin demokratik bir
yapıya kavuşturulması gerektiğini düşünüyor.
Arzu ederdik ki, bölgedeki demokratikleşme
unsuru, böyle terörün bir uzantısı gibi ya da
terörün gerekli kıldığı bir hareket gibi değil
de, bölge halklarının demokrasi ihtiyacından
kaynaklansın.

Bölgenin halkında böyle bir demokrasi arzusu
olduğu zaman demokratik, uygar ülkeler bunu
destekler, bu başka bir şey. Ama, demokrasiyi
tepeden inme bir rejim gibi getirmeye
çalışırsanız, başarı şansı sınırlı olur. Dikkat
çeken bir başka olgu da şu: İsrail hariç, bölge
ülkelerinin tümü, halkı Müslüman olan ülkeler.
ABD, bölgeyi demokratikleştirmeden bahsederken
laiklikten hiç söz etmiyor. Hatta ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell , Irak'ın din devleti
olmasına itiraz etmeyeceklerini açıkladı.
Müslüman bir ülke, laik olmadan demokratik
olabilir mi? Bu bakımdan ABD'nin projesinde
laikliği bir eksik unsur olarak görüyoruz.
- Ülkeden ülkeye
değişebilecek bir modelden de söz ediliyor...
-
Demokrasi, serbest seçimlere, halkın iradesine,
özgürlüklere, insan haklarına dayanan bir
rejimin adıdır. Ortadoğu ülkelerinde bu ilkeleri
uygulamayacaksınız ya da ihtiyaca göre
bazılarında uygulayıp bazılarında
uygulamayacaksınız. Bunun adı bölgeye demokrasi
getirmek olmayacaktır. Anlaşılıyor ki, Amerika
projeyi hayata geçirirken ihtiyatlı bir yaklaşım
sergiliyor. Hiçbir ülkeyi kızdırmak istemiyor.
Gerçek demokrasi yerleşirse bu ülkelere, o zaman
o ülkelerin hükümetleri, liderleri, petrol
kaynakları ya da başka konularda öncelikle kendi
ülkesinin çıkarlarını gözeteceklerdir. Yani, hem
bölge tamamen demokratik olsun hem de işbaşına
gelecek bütün hükümetler ABD'yi daima
desteklesin. Böyle bir şey olamaz.
-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar
sözcüleri, Türkiye'nin projenin içinde bir
aktör, bir model olmasına sıcak bakıyorlar...
-
Türkiye'yi değiştirerek model oluşturamazsınız.
Türkiye'yi bir ılımlı İslam ülkesi haline
getirip laiklik unsurunu törpüleyelim, o haliyle
teröre karşı Batı yanlısı, Batı'nın dostu bir
model oluşturalım mantığı doğru değil. Türkiye,
model olursa laik, demokratik yapısıyla model
olur. Bölgede Türkiye'nin bugünkü rejimini
benimseyecek ülkeler çıkarsa, memnuniyetle
onlara yardımcı oluruz. Ama, onun dışında
Türkiye'nin rejimini sırf bu projede yer
alabilmek için değiştirmesini beklemek çok
yanlıştır. Türkiye'de herkesin, laiklik olmadan
demokrasinin olamayacağı konusunda birleşmesi
lazım. Altından laikliği çektiğiniz zaman
demokrasi kalmaz. Din esasına dayalı bir
devlette, çağdaş demokrasilerin benimsediği pek
çok hususu hayata geçiremezsiniz.
-
BOP ile Türkiye'nin üstlenmesi istenen rol,
çevre komşularımızı nasıl etkiler?
-
Türkiye, ABD'nin dostu ve NATO çerçevesinde
müttefikidir. Ama Türkiye, aynı zamanda bölge
ülkelerine komşudur ve onlarla çok yakın tarihi,
kültürel ilişkileri vardır. Türkiye'yi hiç kimse
şimdiye kadar ABD'nin veya Batı'nın bir Troya
atı gibi görmedi. Projeyi hayata geçirirken
Türkiye'yi Batı'nın çıkarlarının bölgedeki
temsilcisi gibi takdim ederseniz, bölge
ülkeleriyle ilişkilerimiz de zedelenir. Örneğin,
Mısır gibi daha birçok bölge ülkesi projeye
sıcak bakmıyor. Bu anlamda, projenin militanlığı
üstlenilirse, bu ülkelerle ilişkilerimiz de
bundan olumsuz etkilenebilir.
2
ABD, BOP'la enerji kaynaklarını denetlemeyi ve
bölgeyi çokuluslu şirketlere açmayı hedefliyor
Bir
avuç petrol için...
Prof. Dr. Sinan
Sönmez (Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi):
Amerika, bir yandan hâkim olmayı planladığı
yörelerdeki doğal kaynakları emniyete almak,
diğer yandan IMF ve Dünya Bankası'nın desteğiyle
serbestleşme politikalarını uygulayarak ilgili
ekonomileri çokuluslu ABD şirketlerine açmayı
hedeflemektedir.
Mete Göknel (Eski
BOTAŞ Genel Müdürü):
Enerji
kaynaklarının Atlantik piyasasına
ulaştırılmasında en ekonomik yol, Türkiye
geçişli rotalardır. Türkiye olmadan, projenin
başarılı olması veya tamamlanabilmesi mümkün
değildir. Türkiye, 'olmazsa olmaz' konumu
nedeniyle, G-8 toplantısına davet edilmiştir.
'Siyasi-ekonomik coğrafya değişiyor'
Atılım
Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr.
Sinan Sönmez , Büyük Ortadoğu Projesi'nin
(BOP), ekonomik anlamda ABD'nin geniş bir
coğrafyada kaynaklara ulaşma tasarımı olduğunu
belirtti. ABD ekonomisindeki sıkıntılara değinen
Sönmez, BOP'un bir anlamda silah üreticileri,
petrol devleri ve finansal şirketler koalisyonun
bir eseri olduğunu dile getirerek ''ABD, bir
yandan hâkim olmayı planladığı yörelerdeki doğal
kaynakları emniyete almak, diğer yandan IMF ve
Dünya Bankası'nın desteğiyle serbestleşme
politikalarını uygulayarak ilgili ekonomileri
çokuluslu ABD şirketlerine açmayı
hedeflemektedir'' görüşünü savundu. Sönmez,
BOP'un ekonomik hedeflerine ilişkin şu yorumları
yaptı:
BOP,
geniş bir coğrafyada kaynaklara ulaşma
çabasıdır:

ABD
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld 'in
danışmanlığını da yapan Prof. Barnett ,
dünyayı iki bölgeye ayırmaktadır: İlki,
küreselleşmiş ve işleyen bölge, yani küresel
düzene entegre olmuş bölgeler. İkincisi ise;
entegre olmamış, terorizme açık veya çatlak veya
gri bölgeler. Eski Yugoslavya, Kafkaslar, Hazar
Denizi'nden Afganistan ve Pakistan'a uzanan Orta
Asya, Ortadoğu, Afrika'da Büyük Göller yöresi ve
Amerika kıtasında And Dağları bölgesi, gri
bölgelere örnek olarak verilmektedir. İlginç
olan nokta, iki bölgeyi birbirine yapıştıran, bu
nedenle de aynı zamanda fay hattı üzerinde yer
alan bir dizi ülkenin bulunmasıdır. Örneğin,
Latin Amerika'da Brezilya, Meksika; Asya'da
Endonezya, Güney Kore; Avrupa ve Yakındoğu'da
Ukrayna'dan başlayan, Türkiye ve Azerbaycan,
Kuzey Afrika'da Mağrip ülkeleri ve Mısır'ı
kapsayan bir kuşak var. Fas'tan Çin Halk
Cumhuriyeti sınırlarına, Kafkaslar'dan Kuzey
Afrika'ya kadar uzanan BOP, Bush'un
ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice
'ın açıkça vurguladığı üzere ''siyasi ve
ekonomik coğrafyayı değiştirmeyi amaçlıyor.''
BOP,
petrol üreten ülkeleri ABD'ye daha fazla ve
uygun şartla petrol satmaya ikna yöntemidir:
ABD
Ulusal Enerji Politikası Geliştirme Grubu'nun,
17 Mayıs 2001'de yayımlanan raporda, ABD'nin
yabancı petrole bağımlılık oranının 2001'de
yüzde 52 iken, 2020'de yüzde 66 olacağı
öngörülmüştür. Toplam tüketimin artmasına bağlı
olarak ABD'nin 2020'de mevcut duruma göre
ithalatını yüzde 60 arttırması söz konusu
olacaktır. Bunun anlamı, günlük 10.4 milyon
varillik ithalatın 16.7 milyon varile
ulaşmasıdır. Bu nedenle, petrol ihraç eden
ülkeleri üretimlerini arttırmaya ve ABD'ye daha
fazla petrol satmaya ikna etmek gerekli
görülmektedir. Bu doğrultuda dünya enerji
rezervlerinin üçte ikisine sahip olan Körfez
ülkelerinin ve özellikle Suudi Arabistan'ın ABD
şirketlerinin modernizasyon çalışmalarını
sağlamaları için ikna edilmesi gereklidir.
Ayrıca, ABD petrol ithalat kaynaklarının
bölgesel olarak çeşitlendirilmesi de gereklidir.
Bu doğrultuda ABD şirketleriyle işbirliği
yapılarak Hazar yöresi (özellikle Azerbaycan,
Kazakistan), Sahra Altı Afrika (Angola, Nijerya)
ve Latin Amerika'dan (Kolombiya, Meksika,
Venezüella) ithalatın arttırılması
önerilmektedir. Dikkat edilecek olursa bu
yöreler beklenen istikrara sahip gözükmemektedir
ve hükümetler değil, fakat yöre halkları genelde
ABD karşıtıdır. Bu durumda sürekli askeri güç
bulundurmanın yanında yöredeki ülkelerin siyasal
ve ekonomik olarak yeniden yapılandırılmaları
gerekli gözükmektedir. Bu yeniden yapılandırma,
yeni bir Pax Americana'ya uygun olarak
tasarlanmaktadır.
BOP,
silah üreticileri, petrol devleri ve finansal
şirketler koalisyonunun eseridir:
Petrol
başta olmak üzere doğal kaynakları yakından
denetleme stratejisi ve politikaları, çokuluslu
petrol şirketleri ve ABD yönetimi arasındaki
ilişkilerin ele alınmasını gerektirmektedir.
Mevcut durumda 4 büyük şirket uluslararası
piyasaya hâkimdir. Bunlar; İngiltere kökenli
British Petroleum- Amocco ve Royal Dutch/ Shell
ile ABD kökenli Exxon-Mobil ve Texaco-
Chevron'dur. Anglo-sakson kökenli petrol
devlerinin çıkarları ABD ve İngiltere'nin
tavrında dikkate alınması gerekli etkenlerdir.
70 ve 80'li yıllarda ABD'nin ulusal çıkarı silah
üreticisi büyük şirketler, petrol şirketleri ile
finansal şirketler arasında yapılan bir
işbirliğine dayanmıştır. Yani silah
satıcıları-petrol satıcıları koalisyonu
yapılmış, finansal şirketler de bu koalisyonda
yer bulmuşlardır.
BOP,
ABD ekonomisindeki sıkıntılara çare arayışıdır:
1
990'larda Amerikan ''New Age'' inin (Yeni
Çağ) peygamberleri, dünya çapında yeni bir
genişleme dalgasının izlerini yakalamışlardı.
Dahası, hızlı büyümenin ve sıfır enflasyonun
damgasını vurduğu uyumlu bir kapitalizmin
doğuşunu müjdeliyorlardı. ''New Age'' in
taçlandırılmasını çözebilmek için ABD büyüme
hızını (1991- 2000) uzun vadedeki sonuçlar ile
karşılaştırmak gerek. 50 yıllık süreç dikkate
alındığında, son 10 yıllık kesitte büyüme
hızında bir yavaşlama olduğu gözlenmektedir.
90'lı yıllarda ABD ekonomisinde kriz
yaşanmaması, hatta yavaşlamanın belirmemesi,
devresel hareketlerin ortadan kaldırıldığı ve
uzun vadeli yeni bir büyüme sürecine girildiği
kanısına yol açmıştır. Oysaki, 1961-94 ile
1995-2000 kesitlerinin karşılaştırılması bu
tanının doğru olmadığını göstermektedir.
Sonuçta; ABD'de sibernetik bir ''New Age''
e girilmemiş olsa da, ekonominin çarklarını
altüst eden finansal sermayenin ön plana çıktığı
bir döneme girildiği açıktır.
Yani
finansal öğenin hâkim olduğu bir sermaye
birikimi rejimine geçilmiştir. 2000'de borsa
kriziyle karşılaşan ABD ekonomisinin özelliği
dev boyutlara ulaşan bütçe açığı ve dış ticaret
açığıdır. 1990'larda borçlanma sanayiyi ayakta
tutmuştur. Bush yönetimi altında savaş
harcamaları ve büyük şirketlere yapılan
transferlere paralel olarak vergi indirimleri
bütçede önemli açıkların oluşmasına yol
açmıştır. Düşük değerli dolar politikası ile
ithalat patlamış ve dış ticaret açığı büyük
boyutlara ulaşmıştır. ABD yönetimi ekonominin
finansmanını yabancı sermaye girişi ile
sağlamaktadır. ABD ekonomisi, halen küresel
düzeydeki büyümenin motoru durumundadır, ancak
sorunludur. Üretken sektörlerde kârlılığın
düşmesi karşısında, düşük faiz- düşük değerli
dolar politikası şirketlerin kârlılığını
arttırma çabası olarak yorumlanmalıdır.
Ekonomideki çifte açıkların yol açtığı finansman
ihtiyacının dışarıdan sağlandığı dikkate
alındığında belirli bir rizikonun olduğu
görülmektedir. ABD, saldırgan tavrıyla bir
yandan hâkim olmayı planladığı yörelerdeki doğal
kaynakları emniyete almak, diğer yandan IMF ve
Dünya Bankası'nın desteğiyle serbestleşme
politikalarını uygulayarak ilgili ekonomileri
çokuluslu ABD şirketlerine açmayı
hedeflemektedir.
'Projede Türkiye'nin ayrı önemi var'
Eski
BOTAŞ Genel Müdürü Mete Göknel , BOP'u
''ABD'nin rakiplerinin petrol kaynaklarını
kontrol etmeye'' yönelen bir tasarım
olduğuna işaret ederek ABD'nin, çeşitli boru
hatları nedeniyle bir enerji köprüsü haline
gelen Türkiye'yi BOP'ta ayrı bir yere
oturttuğunu belirtti. Göknel, BOP'un bölgedeki
enerji kaynaklarına dönük yanına ve Türkiye'ye
bu konuda verilmek istenen role ilişkin şu
değerlendirmeleri yaptı:
BOP,
ABD'nin rakiplerinin petrol kaynaklarını kontrol
etmeye yöneliktir:
Dünya
hâkimiyeti için Avrasya'yı, Avrasya hâkimiyeti
için de Büyük Ortadoğu'yu kontrol etmenin
zorunluluğunu hisseden ABD, bu yolda stratejik
bir madde olan petrol ve ona ulaşım yolları
üzerinde egemenlik tesis ederek, rakipleri
karşısında stratejik üstünlük sağlamayı
amaçlamaktadır. Böylece, petrol ve doğalgaz
rezervleri olmayan veya kısıtlı olan kendisine
''rakip ekonomiler'' durumundaki AB
ülkeleri, Japonya, Çin ve Avrasya Birliği
ülkelerinin ekonomik büyümelerini kontrol altına
alabilecek, Euro veya başka bir para biriminin
dünya ticaretine hâkim olmasını önleyecek ve
esasen altın olarak karşılığı tam olmayan,
sadece ABD'nin baskı ve askeri gücü ile ayakta
durabilen ABD Doları dünya ticaretine hâkim
olabilecektir. Irak harekâtının en önemli
nedeninin de, Irak'ın OPEC üyesi olarak Kasım
2000'den itibaren petrolünü Euro'yu referans
alarak satmayı kararlaştırması ve diğer OPEC
ülkelerine de bu hususta çağrı yapması olduğu
unutulmamalıdır. Dünya kullanılabilir petrol
rezervlerinin yüzde 68'i ve doğalgaz
kaynaklarının yüzde 41'i Ortadoğu'dadır. Son on
yılda saptanan rezervlerin ise yüzde 90'ı yine
bu bölgededir. 2020 yıllarına gelindiğinde, bu
bölgenin dünya petrol talebinin yüzde 40'ını
karşılayacağı öngörülmektedir. Ancak, ABD'nin
enerji kaynakları ve sevk yollarını kontrol
etmek istemesinin nedeni, kendi petrol
ihtiyacını karşılamak veya dünyayı birlikte
yönetmeyi planladıkları ''uluslarüstü
şirketlerin'' petrol ticaretini
sürdürmelerini güvence altına almak değildir.
ABD; ihtiyacının büyük bir bölümünü çok verimli
kendi kaynaklarından, geri kalan ihtiyacının
önemli bir bölümünü Meksika, Venezüella ve Kuzey
Denizi'nden (Norveç) karşılamakta, sadece küçük
bir bölümünü Ortadoğu ülkelerinden almaktadır.
Dolayısıyla, bölgeyi denetim altına almak
istemesinde, kendi ihtiyacını garanti altına
almak amacıyla ilgili hesaplar olmasıyla
birlikte, esas amaç, dünya üzerindeki
rakiplerinin çok büyük ölçüde bu kaynaklara
bağımlı olmasıdır. ABD'nin rakipleri üzerinde
ekonomik baskı kurabilmesi için, sadece
Ortadoğu'daki petrol ve gaz kaynaklarını denetim
altında bulundurması yeterli olmamaktadır. Komşu
bölgelerde bulunan enerji kaynaklarının, erişim
ve sevk yollarının da kontrolü gerekmektedir. Bu
stratejiler, ABD'yi Ortadoğu coğrafyasının
yanında, stratejik önem taşıyan diğer yakın
bölgelerin de kontrol altına alınması gerçeğini
ortaya çıkarmaktadır.
BOP'ta bir enerji köprüsü olması nedeniyle
Türkiye'nin ABD açısından ayrı bir yeri
bulunuyor:
Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin, üzerinde kurulduğu
Anadolu, coğrafi konumu nedeniyle, asırlardır
Doğu ile Batı arasında köprü görevini görmüştür.
Petrol ve doğalgaz genelde üretim ve tüketim
bölgeleri arasında boru hatları ile
ilişkilendirilmektedir. Mesafe ve coğrafi yapı
şartları, bu ilişkilendirmeyi bazen boru hatları
ve kütle taşıma birleşimiyle olmasını zaruri
kılmaktadır. Petrol, genelde boru hatları ile
pazar oluşmasına uygun deniz kıyılarına sevk
edilmekte ve buradan nihai pazarlara tankerler
ile ulaşılmaktadır. Doğalgaz ise; pazara boru
hatları ile sevk edilmekte, çok özel hallerde,
basınçlandırılmış veya sıvılaştırılmış olarak
özel tankerler ile pazara ulaştırılmaktadır.
Jeopolitik konumu itibarıyla, Batı ile Doğu
arasında doğal bir enerji köprüsü oluşturan
Türkiye, dünyanın küreselleşme ve entegrasyona
doğru yöneldiği bu dönemde, arasında dil, din
birliği ve kültürel yakınlaşmanın olduğu Türk
cumhuriyetleri ile doğal olarak, enerji
projelerinde birliktelik içindedir. Enerji
kaynaklarındaki ve bu kaynakların uluslararası
pazarlara çıkarılmasındaki kısıtlar, bu
kaynakların optimal kullanımını zaruri
kılmaktadır. Orta Asya bağımsız Türk devletleri
içerisinde Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan
petrol ve doğalgaz kaynakları zengin ülkelerdir.
Azerbaycan ve Kazakistan belirlenmiş büyük
petrol rezervlerine, Türkmenistan ise doğalgaz
rezervlerine sahiptir. Rusya Federasyonu'nun
Batı Ural bölgesinde üretilen hampetrolün en
kısa ve önemli çıkış noktası da Karadeniz
Novorossiysk Limanı'dır. Ancak, İstanbul ve
Çanakkale boğazlarındaki gerek iç trafik gerekse
coğrafi kısıtlar, bu petrolün uluslararası
piyasaya çıkışını zorlamakta ve Türkiye
üzerinden Ege Denizi veya Akdeniz'e çıkacak
transit boru hattı projeleri üzerinde
çalışılmaktadır. Yine, Kazakistan Üstyurt
platosu petrol sahalarının ve Türkmenistan
Nebitdağı yataklarının uluslararası pazarlara
direkt çıkışı yoktur. Bu enerji kaynaklarının
da, Atlantik piyasasına ulaştırılmasında en
ekonomik yol, Türkiye geçişli rotalardır.
Türkiye, mevcut Irak-Türkiye petrol boru
hattının dışında, tesis edilmekte olan
Bakû-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı; İran
(dolaylı olarak Türkmenistan) doğalgazını
Ankara'ya getiren ve ana hat itibarıyla Batı'da
Bulgaristan sınırına bağlayan doğalgaz boru
hattı; Azerbaycan, Mısır, Irak, Suriye
doğalgazını Türkiye ana hattına ve yine dolaylı
olarak batı hattına bağlanmasına imkân verecek
boru hattı projeleri üzerinde çalışmaktadır. Tüm
bu enerji kaynaklarına geçiş veya sevk yolu
durumunda olan Türkiye, gerek miktar, gerekse
stratejik yönlerden önemli enerji kaynaklarının
geçiş yolu olma konumundadır. Bu durum
''Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri
Projesi'' içine, ''petrol alanlarının ve
petrol taşıma yollarının kontrolü'' amacına
uygun olarak Türkiye'nin de katılımını zorunlu
kılmaktadır. Türkiye olmadan, projenin başarılı
olması veya tamamlanabilmesi mümkün değildir.
Türkiye'nin konumu, proje kapsamı içindeki
bölgelerde, petrol ve doğalgaz kaynaklarına
sahip herhangi bir ülkeden çok daha stratejik
önemi haizdir. O nedenledir ki, projenin
odağında olan Türkiye, ''olmazsa olmaz''
konumu nedeniyle, yıllardır sadece basın
haberlerinde izlediği G-8 toplantısına davet
edilmiştir. Ancak, bu önemi algılayamayan mevcut
iktidar, şartlı gidebileceği ve tezlerini
diretebileceği bir konumu idrakten uzak, kendi
standardında olmayan ülkeler ile bir tutularak
yapılan karşılama törenlerini kabullenmiş ve
gerekli tavrı dahi sergileyememiştir.
3
Doç. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, BOP'un bölgedeki
üniter yapıları çözmeyi amaçladığını söyledi
'Türkiye üs yapılacak'
Yaşar Hacısalihoğlu: Türkiye'nin BOP'a
sürüklenmesi, gelecek adına onarılması güç
sorunları yaratacaktır. Şayet Türkiye; BOP'a
bulaştırılırsa öncelikle bölgesine ve Avrasya'ya
yabancılaşacak, yeni düşman ve düşmanlıklar
kazanacak ve Soğuk Savaş sonrasının yeni
bağımlılığına yelken açmış olacaktır.
İstanbul Üniversitesi Stratejik Araştırmalar
Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Yaşar
Hacısalihoğlu , Büyük Ortadoğu Projesi'nin
(BOP) bölgedeki üniter yapıları çözmeye dönük
bir girişim olduğunu dile getirdi.
Hacısalihoğlu Türkiye'yi lojistik üs yapma ve
askeri açıdan Irak odağına çekme isteğini içeren
tasarımın Anadolu'nun su alanlarına uzandığını
da ifade etti.
Yaşar Hacısalihoğlu, BOP'un stratejik açıdan
anlamını, ana başlıklarıyla şöyle değerlendirdi:
BOP,
cumhuriyet yerine ılımlı islamı öneriyor:
Fas'tan Çin sınırına kadar uzanan genişletilmiş
Ortadoğu'nun jeopolitik bölgelerinin kesişme
alanı Türkiye'dir. Projenin yürütücüsü sıfatıyla
ABD, Türkiye'yi BOP içinde odak ülke olarak
görmek istemektedir. Bu odaklanmanın Türkiye'den
iki beklentisi vardır. Birincisi, Türkiye'nin
askeri gücünün, BOP için mızrak ucu olarak
kullanılmasıdır. İkincisi ise, BOP'un sivil
etkinliğine yönelik olarak ''reform''
söylemi için Türkiye'nin model haline
getirilmesidir. Türkiye için, ulusal bağımsızlık
ve ulus egemenliği temeline dayanan Cumhuriyet
kimliğinin modelliği yerine ''ılımlı İslam''
nitelendirilmesi yeğlenmektedir. ''Ilımlı
İslam'' dinsel değil, siyasal bir
nitelemedir ve ABD kaynaklıdır. Bu kavramın öne
çıkartılmasının iç içe geçen iki nedene
dayandığı söylenebilir. Birincisi, Türkiye'nin
laiklik duyarlılığı yüksek çevrelerine yönelik
''ölümü gösterip sıtmaya razı etme''
çabasıdır. İkincisi, Türkiye'nin antiemperyalist
Atatürkçü çizginin zayıflatılarak, hem Türkiye
için hem de Avrasya ulusları için yeniden ilham
kaynağı olmasının ve direnme gücüne yeniden ışık
tutmasının engellenmesidir.
BOP,
bölgedeki üniter yapıları çözmeye yöneliktir:
BOP,
aslında Avrasya coğrafyasında ''mekânın
özelleştirilmesi'' seferidir. Avrasya
jeopolitiğinin omurgasını oluşturan Fas'tan Çin
sınırına kadar uzanan geniş coğrafi alan, BOP'un
'' özelleştirme harekâtı'' için tek pazar
haline gelmelidir, ama parçaları küçük
olmalıdır. Buna göre; federatif yapılar, küçük
devletçikler yaratılmalı ve onların pazarlık
güçleri kırılmalı, doğal kaynakları üzerinde
daha zahmetsizce egemenlik kurulabilmelidir.
Taşeron rolünü benimsemiş olsa da Türkiye'nin,
bu süreçten olumsuz etkilenmemesi olanak
dışıdır. Çünkü, Türkiye'nin öncelikle komşuları
için olmazsa olmaz koşul saydığı ve varlığına
büyük özen gösterdiği ''toprak bütünlüğünden
yana olma'' politikası geçerliliğini
yitirecek, bu politikayı savunamaz hale gelecek
ve bu durum kendi toprak bütünlüğüne yönelik
duyarlılığında ciddi aşınmalara neden olacaktır.
Türkiye askeri açıdan Irak odağına çekilmek
isteniyor:
ABD,
Irak işgalinde karşılaştığı çıkmazdan
kurtulmanın çaresi olarak tüm bölgeyi denetleme
gücüne BOP yoluyla erişmeyi arzulamaktadır. Bu
bağlamda Türkiye'ye özellikle BOP kapsamında
Irak'tan yansıyacak güvenlik sorunu; giderek
istikrarsızlaşan ve o oranda da karmaşıklaşan
Irak odağına Türkiye'nin askeri zeminde çekilme
riskidir. Kabul edilmelidir ki, bugün Irak, yeni
bir Filistin'dir.
BOP,
Türkiye'nin su alanlarına uzanıyor:
Ortadoğu'da su, yaşanmış ve yaşanan birçok
çatışma ve savaş atmosferinin örtülü nedenidir.
Türkiye'nin terörle mücadelesinde su, GAP
üzerinden yürütülen bir stratejinin tayin edici
unsurları arasında tutulmuştur. Proje kapsamında
baraj yapımlarında dış finansman desteklerinde
sıkıntılar yaşanması, su tutma ve aktarımında
yaratılan uzlaşmazlıklar, bölücü terörün bölgeye
odaklanması, bölgenin su denkleminden
Türkiye'nin güvenliğine yansıyanlardır. Türkiye,
bölgenin su konusundaki ihtilaflı ülkelerinin
gözünde kaynak ülkedir. Fırat ve Dicle'ye
odaklanan bu yaklaşım, Irak'taki işgalin seyrine
bağlı olarak yeni bir ''su güvenlik
alanının'' yaratılmasından yanadır. BOP ve
onunla önemli paralellikler taşıyan ''Büyük
İsrail Projesi'' gibi İsrail stratejileri,
bölgenin ''su denklemini'' yeniden
oluşturma amacındadır. Buna göre, Türkiye'nin
mevcut Suriye ve Irak özelinde görülen su
sorununa yeni boyutlar ve aktörler eklenecektir.
İsrail'in genişletilmiş Ortadoğu ölçeğinde
belirleyici rol üstlenmek istediği yeni su
denklemi, Irak'ın kuzeyinden başlayarak Fırat ve
Dicle havzalarının bütünlüğünü içeren suya
dayalı yeni güvenlik alanı yaratacaktır. İsrail-
Suriye görüşmelerinde Golan Tepeleri'nin su
kaynaklarına ilişkin pazarlıklarda Türkiye'ye
vurgu yapılmış ve anlaşmazlıkların giderilmesi
için Türkiye'nin su kaynakları denkleme dahil
edilmeye çalışılmıştır. Görünen odur ki; tıpkı
petrol ve diğer enerji kaynaklarında olduğu
gibi, bölgede suyu yönetmek ve denetlemek, bölge
dengelerini korumak ve bozmakla dolayısıyla
bölge ekonomi-politiğini elinde tutmakla eşdeğer
hale gelecektir. Bu nedenle Türkiye'nin iddia
edildiğinin aksine su zengini olmadığının
bilinciyle, artan nüfus ve ihtiyaçlarını
karşılanmasını gözeterek su yönetim planlaması
ve stratejisi geliştirmek zorundadır.
BOP,
Türkiye'yi lojistik üs yapıyor:
Türkiye'nin BOP'a sürüklenmesi, gelecek adına
onarılması güç sorunları yaratacaktır.
Türkiye'nin kendi iradesi ve kararlarıyla
belirlenmemiş bir projeye taşeron rolüyle
soyunması; öncelikle ulusal güvenliğini
sağlayamama zafiyetine yol açacaktır. BOP,
Türkiye'yi kullanılması gereken lojistik bir üs
olarak da görmektedir. Buna bağlı olarak aslında
1 Mart 2003 tezkere süreci yeniden işletilmek
istenmektedir. Ama bu defa TBMM onayı dahi
aranmaksızın Türkiye'nin yeniden ABD'ye yeni
üsler ve limanlar sunması istenmektedir.
Karşılığında Türkiye; tıpkı ''stratejik
ortak'' gibi bu kez ''demokratik ortak''
nitelemesiyle yine içi boş bir yakıştırmayla
avutulmaya çalışılacaktır. Şayet Türkiye; BOP'a
bulaştırılırsa öncelikle bölgesine ve Avrasya'ya
yabancılaşacak, yeni düşman ve düşmanlıklar
kazanacak ve Soğuk Savaş sonrasının yeni
bağımlılığına yelken açmış olacaktır.
4
Emekli
Tuğgeneral Servet Cömert, ABD'nin Rusya, İran ve
Çin'e set çekmeye çalıştığını söyledi
'Türkiye Batı'dan kopacak'
Servet Cömert: Türkiye, Büyük Ortadoğu'nun
merkezinde yer almaktadır. İçinde her türlü
istikrarsızlık ve önemli enerji kaynakları olan
bu bölgede, Türkiye kendi inisiyatifi dışında
biçilen yeni rollerin Türkiye'nin Batı'dan
koparılıp Ortadoğu'ya itilmesini öngören bazı
çabaların bir parçası olup olmadığının
değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Emekli
Tuğgeneral Servet Cömert , ABD'nin Büyük
Ortadoğu Projesi (BOP) ile tarif ettiği
coğrafyanın Avrupa Birliği ile küresel rol
üstlenme hedefinden vazgeçmeyen Rusya'nın
hedefleriyle çatıştığını vurguladı. Bu nedenle
AB'nin Avrupa'yı yeniden tanımlamaya
başladığını, Rusya'nın da ''nükleer silah
kullanmayı yeniden askeri doktrinine dahil
ettiğini'' dile getiren Cömert'in
değerlendirmeleri şöyle:
ABD
BOP ile set çekmeye çalışıyor:
ABD
1980'lerde Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da harekât
yapabilecek ve yığınaklarının kapasitesini
arttıracak gelişmeleri sürdürmüş ve karargâhı
Florida'da olan ve CENTCOM (Merkezi Harekât
Alanı) olarak adlandırılan komutanlığın
sorumluluk alanını Ortadoğu ve Afrika olarak
belirlemiştir. 1998'de Başkan Bill Clinton
döneminde ''21. yüzyılı şekillendirme
düşüncesi'' adı altında bir stratejik
yaklaşımı geliştirmiştir. Bu yaklaşım, George
Bush tarafından daha da geliştirildi. 11
Eylül saldırısı, bu politika ve stratejinin
tetikleyicisi oldu. Önce Afganistan, sonra
Irak'ın işgaliyle bugün bilinen duruma gelindi.
BOP'ta Avrasya'nın etkin olan aktörleri; ABD,
AB, Rusya ve daha bölgesel olarak Türkiye ve
İran'dır. ABD, Afganistan ve Irak operasyonları
ile Pakistan- Afganistan koridorunu kontrol
ederek Orta Asya ve Hazar Havzası ile Güney
Kafkasya'da fiziki varlığına zemin hazırlamış ve
Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'da üs
imkânları sağlamış, Güney Kafkasya'da Gürcistan
ve Azerbaycan'da askeri varlığını oluşturarak bu
genç devletlerin politik ve ekonomik
bağımsızlığını pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu
bölgedeki ''ileride konuşlanma'' ile
Rusya, Çin ve İran'ın bölgeye müdahalesine set
çekmiş olmaktadır.
ABD,
NATO ile Karadeniz'e girmek istiyor:
ABD,
aynı zamanda ülke dışındaki kuvvetlerini yeniden
konuşlandırmaktadır. Amaç, muhtemel kriz
alanlarına yakın, altyapısı ve operatif atakları
önceden kurgulanmış, ''ileri harekât üsleri''
nde kriz bölgelerine süratle intikal ederek
müdahale edebilecek daha az sayıda bir kuvvet
bulundurmaktır. Polonya, Romanya ve
Bulgaristan'da bu tür üsler oluşturma gayretleri
sürmektedir. ABD ve NATO, son zamanlarda
Karadeniz Bölgesi'ni sıkça gündeme
getirmektedir. Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve
Gürcistan'ın ABD/ NATO'nun Karadeniz'e girme
isteğini destekleyebilecekleri
değerlendirilmektedir.
NATO'nun yeni görev alanı Ortadoğu olacak:
Haziran
sonunda İstanbul'da yapılacak NATO zirvesinin
ağırlıklı gündem maddesi Büyük Ortadoğu
Projesi'nin yönetimi ve öncelik Afganistan'da
olmak üzere NATO'nun bu proje için
görevlendirilmesi olacağı beklenmektedir.
NATO'nun öncelikle Afganistan'da görev alacağına
kesin gözüyle bakılmaktadır. Irak'ta görev
alması ise ABD için hayatidir. NATO'nun yeniden
yapılandırılmasında görünen o ki, NATO'nun alan
dışı bölgelerde -BOP- kullanılması ön plana
çıkarılmış, kuvvet yapısı buna uygun olarak
geliştirilmiştir. NATO, BOP bölgesinde
kullanılacak bir askeri güç haline
getirilmektedir. ABD kuvvetlerinin de bu projeye
destek verecek şekilde aynı paralelde
konuşlanmakta olduğu görülmektedir.
AB,
Avrupa'yı yeniden tanımlıyor:
Avrupa
Birliği, 2050'li yılları öngören bir vizyonla
''Genişlemiş Avrupa'' kavramını ortaya
atarak Avrupa'yı yeniden tanımlamaya
çalışmaktadır. Tüm üyelerinin barış ve
işbirliğine dayalı yakın bir ilişki
kurulabileceği bir ''refah bölgesi'' ve
iyi komşulardan oluşan bir ''arkadaş
çevresi'' teşkil edilecektir.
Genişlemiş Avrupa terimi ile, coğrafi olarak 25
AB üyesi ülke, AB adayı olan Bulgaristan,
Romanya, Türkiye, Rusya, Ukrayna, Moldavya,
Beyaz Rusya, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan,
Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan- Karadağ,
Arnavutluk, Makedonya ve diğer küçük Avrupa
ülkeleri olmak üzere 52 ülkeden oluşan 810
milyonluk bölge kastedilmektedir. Güney ve Doğu
Akdeniz, Körfez, Afganistan dahil Orta Asya
ülkeleri olmak üzere 23 ülkeden oluşan 392
milyonluk kesim ise Genişlemiş Avrupa'nın komşu
bölgeleri olarak tanımlanmaktadır. Genişlemiş
Avrupa ile Büyük Ortadoğu ülkelerinin tamamına
açık olacak bir Pan-Avrupa Serbest Bölgesi
(PEFTA) teşkili öngörülmektedir.
NATO'yu dışlayan AB'nin güvenlik açısından
yetersizliği, inisiyatif kullanmasını
kısıtladığı gibi, bu alandaki yeteneklerini
geliştirme çabalarının uzun zaman alacağının da
farkındadır. AB kendi içinde etkinlik sağlayacak
bir karar mekanizması için bir çekirdek grup
oluşturma çabası verecekken, öte yandan da
NATO-AB rekabeti devam etmektedir. ABD ile
AB'nin jeopolitik girişimleri arasındaki
ilişkiye bakılınca, AB ''Genişletilmiş
Avrupa'' da asıl aktör iken, ''BOP''
taki hâkim güç ABD'dir. Bu denklemde Türkiye'nin
yeri, ABD ve AB nüfuz alanları arasında gidip
gelmektedir.
Rusya, nükleer silahı yeniden konseptine aldı:
Rusya'nın
''arka bahçe'' olarak kabul ettiği
''yakın çevre'' ile ''Büyük Ortadoğu''
üst üste konulduğunda, Güney Kafkasya ve Orta
Asya'nın, her iki jeopolitik kavramda yer alan
ortak bölgeler olduğu görülür. Rusya, dış
politikada önceliği bu bölgeye vermektedir.
Rusya'nın global güç olma iddiası, bu
bölgelerdeki etkinliğini muhafaza etmesine
bağlıdır. Rusya'nın ''Büyük Ortadoğu''
politikasını ''uzağa karışma, yakına
karıştırma'' şeklinde özetlemek mümkündür.
Avrupa ve Ortadoğu'da söz hakkı kalmayan, Güney
Kafkasya'da tutunmaya çalışan, Kuzey Kafkasya'da
sıkıntılı bir dönem geçiren Rusya'nın Orta
Asya'da direnmeye, Batı ve ABD ile mücadeleyi bu
bölgede kabul etmeye çabaladığı, bu amaçla da
yandaş toplamaya çalıştığı görülmektedir. Ekim
2003'te yayımlanan Rusya Federasyonu Savunma
Reform Belgesi'nde, Rusya, NATO'nun alan dışı
kuvvet kullanmasına karşı olduğunu vurgularken,
BDT ile olan ilişkilerin Rusya dış politikasının
temel direğini oluşturduğunu ve NATO'nun
taarruzi niteliğini sürdürmekte ısrar etmesi
halinde Rusya askeri stratejisi ve kuvvet
yapılanmasının nükleer silahların kullanımını da
kapsayacak şekilde tekrar gözden
geçirilebileceğini ifade etmiştir.
BOP
ile İsrail daha büyük oynuyor:
İsrail'in
Araplar tarafından kuşatılmaktan kurtarılması ve
bu maksatla İsrail'e bölgesel dostlar bulunması
gerekmektedir. ABD, bu maksatla hem İsrail'e
yakın bir bölgede Kürt oluşumuna sıcak bakmakta
hem de Türkiye'nin İsrail'le yakınlaşmasını
desteklemektedir. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde
İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi ile birlikte
ele alındığında Yahudiler, azınlık duruma
düşeceklerdir. İsrail, 2001'de başlattığı bir
proje ile etnik bakımdan kendisine en yakın
toplumları tespite çalışmaktadır. Yahudilerin
geçmişte muhtelif bölgelerde birlikte yaşadığı
toplumlarda DNA araştırması ile en yakın akraba
toplumları tespit edilmiş bulunmaktadır. Bunlar
birinci derecede Kürtler, ikinci derecede
Ermenilerdir.
Türkiye BOP'un merkezi yapılmak isteniyor:
Türkiye,
coğrafi konumu itibarı ile Büyük Ortadoğu'nun
merkezinde yer almaktadır. Türkiye'nin tarihi,
kültürel, ekonomik, siyasi ve güvenlik bağları
ile bağlı olduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde
gelişmelere sessiz kalması beklenemez. İçinde
her türlü istikrarsızlık, çatışma, terör, aşırı
dinci hareketler ve önemli enerji kaynakları
olan bu bölgede, Türkiye kendi inisiyatifi
dışında biçilen yeni rollerin Türkiye'nin
Batı'dan koparılıp Ortadoğu'ya itilmesini
öngören bazı çabaların bir parçası olup
olmadığının değerlendirilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
|