TÜRKİYE’DE
NÜKLEER SANTRAL KURULMASI; ÜLKENİN DEĞİL,
NÜKLEERCİ ŞİRKETLERİN İHTİYACINI KARŞILAMAYA
YÖNELİKTİR.
|
14 KASIM 2007 DE YAYINLANAN TMMOB
JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI BASIN
AÇIKLAMASI |
Önceki
dönemde TBMM de kabul edilen ancak,
Cumhurbaşkanı tarafından bazı maddeleri veto
edilen Nükleer santraller yasası, meslek
örgütleri, sendikalar, bilim insanları, yerel
dinamikler, siyasi partilerin ve çevre
örgütlerinin kısaca kamuoyunun karşı çıkmasına
rağmen yeniden gündeme getirilerek yasalaştı.
Siyasal iktidar böylesine önemli bir konuda,
yine bir oldu bitti anlayışı ile konunun
tartışılmasına imkan vermeyerek inatla yasayı
geçirmiştir.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bir kez
daha belirtiyoruz ki,
Nükleer santrallerin yeniden gündeme
getirilmesi, ülkenin enerji ihtiyacından değil,
siyasal bir tercihten kaynaklanmaktadır.
Türkiye‘nin kesinlikle nükleer santrallere
ihtiyacı yoktur:
Bugün 28 bin megavat puanta karşın, 41 bin
megavat kurulu gücümüz bulunmaktadır.
130 milyar kwH hidro elektrik,120 milyar kwH
rüzgar, 70 milyar kwH linyit, 5 milyar kwH taş
kömürü, 5 milyar kwH jeotermal olmak üzere
toplam 330 milyar kwH yerli kaynaklara dayalı
ilave elektrik üretim potansiyelimiz mevcuttur.
Şu an ki teknolojiyle bile 2020‘lerin elektrik
ihtiyacının, ülkemizin hidrolik, kömür, rüzgâr,
jeotermal, güneş ve diğer yerli kaynaklarından
karşılanması olanaklıdır.
Resmi rakamlarda bile %20‘ler seviyesinde
açıklanan kayıp-kaçak oranının AB ülkeleri
ortalaması olan %6 seviyelerine indirilmesiyle,
enerji tasarrufu ve enerjinin verimli kullanımı
ile, birkaç nükleer santralin üreteceği
enerjinin karşılanabilmesi mümkündür.
Yerli enerji kaynaklarımız kamusal bir hizmet
anlayışı ve planlama içinde
değerlendirildiğinde, çalıştırılan santrallerin
kapasite kullanım oranlarının yükseltilmesi ve
enerjinin etkin ve verimli kullanılması ile
Türkiye hiç bir zaman enerjisiz kalmayacak,
nükleer santrallere ihtiyacı olmayacaktır.
Nükleer santraller kurulmazsa karanlıkta
kalacağımız doğru değildir:
Kurulması öngörülen nükleer santrallerin
kapasitesi, her biri 1500 MW olmak üzere toplam
4500 MW‘dir.
Bu santrallerin, 2020 yılı için ETKB verilerine
göre enerji ihtiyacının karşılanmasında sahip
olacağı pay, elektrik üretimi kurulu gücünün
ancak %5‘i olacaktır.
Bu açıdan bakıldığında bile, nükleer santraller
kurulmazsa elektriksiz kalacağımız söylemi
tamamiyle gerçek dışıdır.
Nükleer santraller pahalı ve güvensiz bir
yatırımken, ucuz enerji kaynağı da değildir:
Bir çok ülkede yeni nükleer santral yapılmadığı
gibi, mevcutlar ise belirli bir plan dahilinde
kapatılmaktadır.
Sayıştay Raporlarında bile "nükleer enerji en
pahalı yatırım" olarak değerlendirilmektedir.
İlk yatırım maliyetleri diğer yakıtlı
santrallere göre çok daha pahalıdır.
Kurulması öngörülen 1.500 MW‘lık her bir santral
için 4,5-6 milyar dolar, üç santral için toplam
13,5-18 milyar dolar yatırım söz konusu
olacaktır.
Yatırım dönemleri asgari (10-12 yıl) olup, çok
uzundur.
Teknoloji ve yakıt yönünden tamamen dışa
bağımlıdır.
Üretilen elektrik ucuz değil, aksine pahalıdır.
35-40 yıllık ekonomik ömürleri boyunca sıkça
arıza ve güvenlik sorunları yaşanmaktadır.
İşletilmeleri teknolojik riskler içermektedir.
Atıkların korunması sorunlu ve pahalıdır.. Halen
dünyada nükleer atıkları kalıcı olarak
depolayacak lisans alınmış bir depo mevcut
değildir.
Ekonomik ömürleri dolunca, söküm maliyetleri ilk
yatırım maliyetlerini aşabilmektedir.
Tüm dünya ilk yatırım ve işletim maliyetleri çok
yüksek, 35-40 yıllık ekonomik ömürleri boyunca
sıkça arıza ve güvenlik sorunları yaşayan, atık
sorunlarına çözüm bulunamayan bu pahalı enerji
üretiminden vazgeçerken Türkiye‘de NÜKLEER
SANTRAL Kurulması; ülkenin değil, uluslararası
lobilerin ihtiyacını karşılamaya yöneliktir.
Nükleer enerji santral yasası;
Tercüme, derleme ve ısmarlama bir yasadır.
Pazar bulamayan nükleer lobilerin dayatması
sonucu çıkarılmıştır.
Açıklık ve netlik taşımamakta, santral yapımında
önem taşıyan bütün konuları ikincil mevzuatlara,
yönetmelikler e bırakmaktadır.
Şirket seçiminin, belirlenecek ölçütlere göre
yapılması ile pazarlık şansı bile bırakmamıştır.
Nükleer santral kuracak bir şirkete ürettiği
elektriği ülke içinde satış zorunluluğu da
getirmemiştir.
Taşınması bile dünyada büyük protestolara yol
açan atık sorunu geçiştirilmiştir.
Denetim konusu belirsizlikler içermektedir.
Nükleer santral söküm maliyetinin büyük kısmı
TETAŞ üzerinden halk tarafından karşılanacaktır.
Bir kaza olması durumunda zararın tazmininde
şirketlerin yükümlülükleri Paris Sözleşmesi ile
sınırlandırılarak büyük yük devlete
bırakılmaktadır.
Üzerinde nükleer santral kurulacak taşınmazın
kullanılmasından, atıkların nakli, depolanması
ve bertarafına, santralın işletme süresinin
sonunda devreden çıkarılması ve sökümüne kadar
tüm süreçlerde oluşturulacak fonlara, sembolik
düzeyde katkı koymaları suretiyle şirketlere
birçok maddi kolaylıklar sağlanmış, hazine‘ye ve
devlete ise büyük mali yükler getirilmiştir.
Nükleer lobilerin baskıları sonucu çıkarılan bu
yasa, belirli birkaç şirkete nükleer santral
kurdurulmasının hukuki zeminini yaratma
amacındadır. Nükleer santrallerin kurulması işletilmesi
ve enerji satışı gibi çok önemli bir konuyla
ilgili olmasına rağmen; kurulum, işletim,
denetim, söküm ve atık konularına yüzeysel
değinen, kapsamsız bir tercüme özetidir
Şirketler lehine önemli mali avantajlar
sağlarken, halka büyük mali yükümlülükler
getirmektedir.
Sonuç olarak, ülkenin enerji ihtiyacından değil
siyasal bir tercihten kaynaklanan, ülkenin
gerçeklerine uymayan, halkın yararına olmayan,
uygulanması halinde ülkemizi sonu belli olmayan
bir felaketin içine sürükleyecek NÜKLEER SANTRAL
yasası kabul edilemez.
UYGULANMAMALI, KALDIRILMALIDIR.
TÜRKİYE‘DE NÜKLEER SANTRAL KURULMASI; ÜLKENİN
DEĞİL, ULUSLARARASI LOBİLERİN İHTİYACINI
KARŞILAMAYA YÖNELİKTİR
TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI
14.11.2007
|