Herkes ilgi bekliyor…
Ama en çok tam da bu zamanlarda kış aylarını sevmeyen cildimiz…
  
Kış aylarında cildimize nasıl ilgi göstermeliyiz? Yazın güneşten, tuzlu sudan kuruyan ciltler için yapılan özel bakımlar, cildi kışa hazırlıyor... Yeni teknoloji ile cilt bakımı ise çok daha kolay... Yazın kuruyan, kirlenen cilt, artık ısı maskesiyle temizleniyor, yenileniyor, kış mevsimine hazırlanıyor... Önce cilt temizleniyor, pealing uygulanıyor. Ardından aroma terapi denilen gazlı bezli solüsyon cilde yerleştiriliyor. Ve sıra buhar banyosu yerine ısı maskesine geliyor. Hanımlar, dakikalarca buhar banyosunda kalmak yerine sadece 6 dakika ısı veren maskeyi takıyor. Böylece siyah noktalar daha kolay temizleniyor...Ardından kış bakımına geçiliyor. Bunun için, cildin nemini ölçen akıllı bir cihaz kullanılıyor. Böylece nemlendirici krem, kuru bölgelere daha fazla, nemli bölgelere ise daha az uygulanıyor. Kış bakımının bir başka aşamasında ise, aynı cihazın bir diğer programı ile cilde yumuşak iyanizasyon uygulanıyor. Yumaşak iyanizasyon, kasları hareket ettirerek kırışıklıkların da açılmasını sağlıyor. Kan akımını hızlandırıcı bir masajın ardından uygulanan son nemlendirici ile cilt artık kış mevsimine hazır hale geliyor. Uzmanlar, pırıl pırıl bir cilde sahip olmak için kış bakımını ayda bir kez öneriyor. Sorunlu ciltlerde ise bu süre 15 güne iniyor.
Kış aylarında cilt bakımı; Cildinizin özellikle kış aylarında yorgun ve solgun görünmesine şaşmamak gerekiyor. Havanın soğumasıyla birlikte, vücudun donmasını engellemek için programlanmış kan damarları da daralmaya başlıyor, dolayısıyla dolaşım düzensizleşiyor, hücrelerin oksijen ve besin gereksinimleri de karşılanmaz hale geliyor. Kışın o kasvetli havasının cildin canlılığını ele geçirmesine asla izin vermeyin. Kan dolaşımını harekete geçiren buhar banyosu yüzünüze eski pembeliğini geri verecektir. Taze ve kurtulmuş otlarla bu banyonun etkilerini arttırabilirsiniz. Örneğin papatya cildi yatıştırıyor, lavanta yağlı ciltlerin yağ bezelerini normale döndürürken, nane ferahlatıyor. Kısa sürede etkili bir bakım sağlayan güzellik ampulleri ve nemlendirici maskeler soğuğun olumsuz etkilediği cilde enerji takviyesi sağlıyor. Krem peelingler ya da sünger masajları cilt yüzeyindeki ölü hücreleri arındırıyor ve cildi bir sonraki bakıma hazırlıyor. Cildin renksiz görünmesinin bir nedeni de ışık. Yaz aylarında güneş yeryüzüne sıcak ve sarı kışın ise mavi ışınlar yolluyor. Bu yüzden cildinize canlılık kazandırmak amacıyla pembe tonlar kullanmayın. Onun yerine sarı ya da kayısı tonlarında gölgeler tercih etmeniz yerinde olur. Kış aylarında kullanılan bakım ürünlerinin nem tutucu olmasına dikkat etmek gerekiyor. Ürünlerin bileşimindeki renk pigmentleri kuru ve hassas ciltlerin daha çok kurumasına neden oluyor. Dışarıda soğuk, içeride kuru kalorifer havası doğal korumayı altüst ediyor. Beze üretimi azalıyor. Gözenekler vücuttaki sıcaklığı muhafaza etmek amacıyla iyice küçülüyor. Bu da cilt yüzeyine giden yağın asgariye inmesine neden oluyor. Cilt giderek kuruyor, dışarıdan giren kir ve bakteriler yüzünden küçük yaralar alıyor, kızarıyor, kepekleniyor, gerginleşiyor ve kaşınıyor.
Kış aylarında rastlanan bir başka sorun da yağı ve nemi kaybolmuş saçlar. Banyodan sonra, uzun da sürse, saçlarınızı asla sıcak devirde kurutmayın ve bırakın biraz nemli kalsın. Saça nem kazandıran nem maskeleri kullanabilirsiniz. Saç tellerinizin kolay kırılmasını istemiyorsanız yapay taraklar ya da fırçalar kullanmaktan kaçının.
Soğuk hava şokundan sonra vücut sıcağa gereksinim duyuyor, dolayısıyla da sıcacık bir banyoya. İşte bu rahatlatıyor. Özellikle küvetin içine vücut yağları, süt ya da bal katarak yaptığınız banyolar cildin kurumasını önlüyor. Ayrıca lavanta, melis, portakal çiçeği gibi rahatlatıcı, bergamut, biberiye gibi canlandırıcı etkileri bulunan, ardıç gibi kan dolaşımını hızlandıran ya da kekik otu gibi soğukalgınlığını önleyen bitki özlerinin sihirli güçlerini deneyebilirsiniz.
Rahatlamak amacıyla girdiğiniz banyoda suyun sıcaklığı 37 dereceden, banyoda kalış süreniz ise 15 dakikadan fazla olmamalı. Kış aylarında soluk alıp vermeler yavaşlıyor, tansiyon düşüyor, metabolizma asgari düzeyde çalışıyor ve bağışıklık sistemi zayıflıyor. Bu yüzden vücudun savunmasına yardım etmek için C, E vitamini ve beta-karoten ikilisinin tüketimine önem vermek gerekiyor.
  
|